Yaşamla Mücadele

Yine aynı noktadayım sanki… Yaşamla başa çıkamadığımı düşündüğüm anlarda hep başka bir yaşamda olmayı arzuluyorum. Biliyorum, bu bir korkaklık! Ama böyle olsun istiyorum işte.
Mücadeleden yıldım artık! Kimselerin fark etmediği ve fark etmek istemediği zavallı mücadelem.

Yaşam üstüme üstüme geldiğinde, yerime bir kopyamı bırakıp, kaçasım geliyor. Evet , resmen kaçmak istiyorum. Herşeyi özleyene kadar kalmak istiyorum tamamen yabancı insanların olduğu bir yerlerde. Kimse beni tanımasın. “Neyin var?” diye sormasın…
Ve nedense hep böyle zamanlarda geliyor aklıma yarım bıraktığım, ertelediğim, iptal ettiğim düşlerim. Bir arkadaşın “yaşamımı sevmediğim” hakkındaki iddiası doğru. Şu anlarda gerçekten yaşamımı sevmiyorum.

Kötü bir zamandayım… Yaşamın iki ucu arasında gidip geliyorum. Ortası ise belirsiz bir hayat… Kimseye söyleyemiyorum derdimi.. Söylesem de çaresiz belki de.. Sadece paylaşmak… Sadece şu an yaşıyor olduğum kötü durumda sevdiklerim yanımda olsun istiyorum. Saçma sapan bin türlü düşünce var kafamın içinde –kütlenin dışında- Günleri saymaya başladım… Bugün ne olacak? Bu akşam uyursam yarın sabah uyanabilir miyim gerçek dünyaya? Uzun bir yaşam hayal etmedim hiç mesela 50 yaşına gelebileceğimi düşünmedim… Ama şimdi koca bir belirsizlikle yaşamak ağır geliyor bana…

Eğer yarım bıraktıklarımı sonlandırabilseydim ne olurdu? Nasıl bir yaşamım olurdu? diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bazen başa çıkamıyorum yaşamla ya! Sabrım tükeniyor sanki çarelerin tükendiği gibi. Tam mücadelem sonlanıyor diye düşünürken bir anda başladığım noktada buluyorum kendimi. Bu anlarda çevremde olup bitenler hiç ilgilendirmiyor beni sanki. Komşu ülkedeki savaş bile beni ilgilendirmiyor. Kendi yaşam savaşım daha önemliymiş gibi geliyor.
Herkes beni aynı anda unutsun istiyorum mesela. Ve ben sonsuz bir özgürlükle hareket edeyim. Kendimi sahilde bulayım. Ayaklarımı dalgaların taşıdığı kumlar gıdıklarken ben ufka bakıp öylece kalayım. Derin derin aldığım nefesler özlediğim birinin kokusunu getirsin beraberinde mesela. Gözlerimi kapatayım. Açtığımda özlediğim biri yanımda olsa. Müşfik bakışlarını hissetsem üzerimde. “Herşey yoluna girecek, üzülme artık!” diyen sesini duysam kulaklarıma inanamayarak. An uzasa… Sonu gelmese…

Hep böyle zamanlarda mı gelir eski duyguları insanın aklına acaba? Giden böyle zamanlarda mı anımsanır? Gitmeseydi nasıl bir yaşamımız olurdu diye niçin düşünülür ki? Neden elindekilerin değerini bilemezsin? Neden başka hayaller kuşatır seni gerçekler varken? Neden elini tutan eli sımsıkı tutmazsın, tutamazsın? Neden yetmez verilen sevgi? Ne istenir, senin mutluluğun için çabalayan insandan? Ne istersin de alamazsın acaba? Niye sadece yaşamın ilk yarısını paylaşırsın? Ya paylaşılmayan ikinci yarısı ne olacak? Neden istemediğin anlarda bu soruların yanıtlarını düşünür bulursun kendini? Peki, yanıt bulabilir misin?

Bazen hayaller gerçek olsaydı diyorum. Yaşadığımız kötü anılar da sadece uyandığımızda unuttuğumuz kabuslar olsaydı. Problemlerin çözümleri kolay bulunabilseydi. Çocukluğumuzdaki gibi sorumsuz gülebilseydik yaşama. Var olan mutsuzluğun, çözümsüzlüğün sebebi çocukluktaki mutluluk mu acaba? Çocukluğunu mutlu yaşayanlar hep o mutluluğu mu özlerler acaba? Yoksa yaşamayı mı beceremiyoruz? Ah şu yanıtlarını kimsenin tam bilemediği sorular…

Birgün çözeceğim yaşam denilen bilmeceyi derdim ama şimdi ölümün ne zaman kapımı çalacağını bekliyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir