Sahte Hayatlar

Dün akşam geç saatlere kadar uyuyamadım. Hatta hiç uyumadım desem yeridir. Olanları düşündüm, sonra da insanlara bu kadar değer verip samimiyetlerine inandığım için kendime kızdım bir kez daha.
Sadece cümlelerini süslemek amacıyla “canım” diyen insanların olduğu bir hayatta yaşamaya çalışıyoruz, çoğu kırgınlıklarımız bu yüzden.

Paslanmış temiz kalpler (belki de temiz değildiler ben yanıldım), mezara gömülüyor bütün dostluk ve arkadaşlıklar yok yerine, unutuluyor gülümseyerek hatırlanan maziler, ihanete uğratılıyor insanlar ve dostluk kirletiliyor hiç düşünülmeden…

Öyle bir hayat yaşıyoruz ki, her şey sahte…
Uçan kuşları imrenerek seyrediyorum artık, belki küçükler ama o küçücük yüreklerinde ihanet yok; sevgi var, bunu biliyor ve hissediyorum…

Atılan her adımın ve yanında alınan her nefesin sahte olduğunu bilmek acı verici… Şu an içinde bulunulan, yaşanması mecburi diyerek dayatılan hayat bizlere ait değil. Savunulan ideolojiler tamamen kurgudan ibaret, sadece sözde kalıyor insanlık ve sevgi cümleleri. Gerçekler şehir efsanesi gibi artık, geçmişle tüm bağlar koparılmış, insanlıktan uzaklaşılmış…
Tüm kavramlar değiştirilmiş, tüm terimler, tüm sevgi sözcükleri, tüm insanlık kavramları anlamlarını yitirmiş durumda… Kimse gerçek değil artık ve büyük bir uçurumun kenarındayız.
Algılar, insanlık değerleri, bakış açıları, dünyamız, dünya düşüncelerimiz her şey sahtelikle yok edilmiş durumda. Başka medeniyetlerin hayatları yaşanıyor artık…
Gıdaları değiştirilmiş sahte tohumlarla sürdürmeye çalıştığımız  hayatlar gibi, tıpkı hazır gıda adı altında içinde ne olduğunu bilmediğimiz gibi o pisliğin içinde yaşamaya çalışıyoruz…
Başka milletlerde üretilerek bize pazarlanan gıda ve içlerindeki katkı maddeleri gibi benlikleri sarmakta pislik ve yitirilmekte iyilik ile insanlık. Yüz yıl önce savaş cephelerindeki kuşatma şimdi damarlara işlemiş, beyinlere bulaşmış, insanlığı kaybettirmekte, iyiliği yok etmekte ve kuşatma çok büyük. İnsanlık kaybedecek bu gidişle…

Psikoloji biliminin insanlığı iyice irdelemesi gerektiğini düşünüyorum -ki bunu yapıyorlardır eminim- bunun yanında da kısa sürede çözüm üretip dünya üzerindeki insanlığın önüne sunmalarını bekliyorum.
Samimi değil kimse neyse o hiç değil… Gözünün içine bakarak birbirine devamlı yalanlar söyleyen bir hayatın mağduruyuz artık…
Virüs tüm bedenlerini ele geçirmiş durumda adeta robotlaşmış bir biçimde hayatlarını devam ettirme çabası içindeler ama hiçbir zaman mutlu değiller.
Kendine gelmeli, dengeli yaşamalı, neyse o olup insanlıktan uzaklaşmamalı, sahte davranmamalı, sahte dostlukların içine girmemeli, dürüst olmalı insan… Kendine saygı duymakla başlamalı her şeye, kendini yargılamayı bilmeli. “Bana yapılsaydı…?” diye başlayan cümleler ile kendini sorgulayacak yüreği olmalı, dürüstçe yapmalı bunları, ne yaptım ki demeden… İnsanlık can çekişiyor ve can çekişen bir yaşamın içerisinde dürüstlük, doğruluk, insanlık diyerek çabalayanlar var -en azından kendimi biliyorum- belki de yok.

Ben fazla dürüst biriyim sanırım, sadece çevremdekileri değil, onların da etrafındakileri de düşünürüm. Düşünürüm zarar görme ihtimali olan tanıdığım herkesi ve ona göre adım atarım.
Her şeyi en detayına kadar düşünen, -belki de işlerine gelen şeyler için öyledir hatta kendilerine göre mükemmel insan bile olabilirler- ama yüzüne bakarak o çok değer verdiklerine sahte davranan, “canım” dediklerine, yüzüne baktıklarına bana göre en büyük hatayı yapan insanlar var hayatımızda. Kendimi, bir başıma ve fazlalık hissettiğim anlardan birini yaşadım ben de, bir süredir hissettiğim o hissi yaşamak ağır geldi. O kadar tanıyıp okadar değer verdiklerim arasında yabancıydım. Bundan sonrası için hayatımda değer vereceğim kişileri daha doğru seçmem gerek sanırım. Sanırım bütün sorun bende…

Geriye dönüp baktığında çok yaş alıp hiç ders almadığını görmek yaralıyor insanı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir