Bir İnsanı Tanımak

“İnsanları tanımak için tüm gücünüzü verin ama tüm sevginizi vermeyin, Onları tanımaya başladıkça verdiğiniz sevgiye acıyacaksnız” demiş Mevlana.

Önceden bu söze çok inandığım söylenemez, insanları tanımak ve onların içlerindeki iyiliği veya karanlık yanları keşfetmek konusunda çok sorun yaşamadığım için böyleydi. Hep sanırdım ki herkesin çok derinlerde yansıttaklarının yanı sıra bambaşka ve benzersiz güzellikte bir dünya var. Açık söylemek gerekirse, gerek sezgilerim gerekse gözlemlerim nedeniyle çok yanılmadığım için arkadaşlarım, dostlarım ve yakınlık kurduğum insanlarla ilgili kanaatim çok fazla değişmedi. Belki de onları baştan doğru tanımayı başarabildiğim için ve gerek onlardan gelen sözleri gerek davranış göstergelerini sağlıklı değerlendirebildiğim için onlarla ilişkilerimde gerçekçi olmayan beklentilerim de olmadı.

Ama sonunda ben de yanıldım. Felaketim olacak kadar ciddi bir yanılgıya düştüm… Uzunca bir süre bu yanılgıyı kabul edemedim ve içime sindiremedim. Gözlerime ve kulaklarıma inanamadım.
Hiçbir gerekçem ve hiçbir analizim fayda etmedi yaşadıklarıma.
Utandım, sıkıldım, gözyaşı döktüm…
Döndüm dolaştım, her yolu denedim.
Küfrettim, kendimle kavga ettim.
Acısını ailemden çıkartmaya yeltendim.
Gözlerimi kapadım, duyduklarımı başka birinden gelen ses diye düşündüm.
Gittim, geldim, aradım olmadı; çaresi yoktu…
Yaşadıklarım bir kabus gibiydi.
Bir insanı tanımak, ona bir şekilde kendini de açmayı gerektirir. Bu da bir çeşit teslim olma, karnını açma halidir işte…

Zamanla kabul ettim ben de yanılmıştım.
Bir insanın temel kişilik özelliklerinden ne olursa olsun bu kadar saparak bambaşka bir insana dönüşmesi: bana onun aslında kimliksiz olduğunu ve kendini ustaca başka biri gibi sunmayı başarabildiği sonucuna varmama neden oldu.
Geç de olsa bu dünyada böyle insanların da olabileceğini ve üstelik benim başıma gelebileceğini öğrenmiş oldum…

Artık biliyorum ki herhangi bir insan hakkında hiçbir zaman tam kanaat oluşturmamak gerekir. Her şey olasılık dahilindedir.
En çocuk haliniz sadece kendinize saklanmalıdır.
Bulanık zihinli insanlardan kaçınmak gerekir.
Hiçbir davranış göstergesini yok saymamak ve parantez içlerini didikleyerek olabildiğince doğru yorum yapmak gerekir.
Doğallık, samimiyet, içtenlik bunları en hoyratca bozguna uğratan maskelilerin diline pelesenk olmuş gibi görünüyor artık bana nedense…

Dürüst olduğum için, çevremde beni bu kadar çok seven insan olduğu için mutluyum…
İnsanları tanımayasam da insanların beni çok iyi tanıdıklarını görmek ve bilmek, o kadar kötü şeyler yaşamama, haklı olduğumu bilmeme karşılık yine de hakaretlere uğramak, yine de saygımdan ve dürüstlüğümden sessiz kalmak, haksız konuşulan, söylenen her şeyin evrende dönüp dolaşıp bir gün sana döneceğini bilmek ve sonunda görmek…

İyi ki dürüstüm, iyi ki insanım ve iyi ki vicdanım var…
Hepimiz bu Dünya’ya onurlu bir şekilde doğarız, ancak önemli olan insanların yaşadıkları sürece onurlarını koruyabilmeleri değil mi?
Yaşamımızda baş tacı yapıp yücelttiğimiz insanların, saygınlığını ifade eden onur gibi bir değerin kaybedilmesi acı bir gerçektir.
Bir insana dürüst denilebilmesi için o insanın önce kendine karşı dürüst olması, daha sonra en yakınından en uzağına kadar olan herkese karşı ortaya koyduğu, onurlu insan olmanın gerekliliklerinin de yerine getirmesidir…
Onurlu insan olmak sadık olmayı gerektirir. Bireysel çıkarı için en yakın dostunu, arkadaşını yüzüstü bırakmak, yola çıktığın insanı yolda bulduklarına değiştirmek değildir onurlu olabilmek…
Onurlu insan olmak dürüst olmayı gerektirir…

Bütün yaşadıklarımın sonunda bugün çok şey öğrendim!

Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini, ama yaşanan güveni yok etmek için tek bir saniyenin yettiğini öğrendim…
Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil, hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim…
Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil, kendimin en iyi yaptıklarımı kıstas almam gerektiğini öğrendim…
İnsanlar için olayların değil, onların daha önemli olduklarını öğrendim…
Her ne kadar ince kesersen kes, kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim…
Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun, dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim…
Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim…
İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile farklı şeyler görebildiklerini öğrendim…
Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin, sonuçları önemsemediklerini öğrendim…
Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin, hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim…
Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında, ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim…
Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim…
En fazla önemsediğim kişilerin, benden hep uzaklaştığını öğrendim…
İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin çok zor olduğunu öğrendim…
Birini ne kadar çok seversem hayat onu senden o kadar erken aldığını öğrendim…

Çok şey öğrendim işte!…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir